Adanaspor’a Başarılar

Play-Off Karşılaşmalarında Adanaspor’a Başarılar!

Bank Asya 1. Lig’den Spor Toto Süper Lig’e yükselecek son takımın belli olacağı play-off maçlarının programı şöyle:

18 Mayıs 2012 18.30 ADANASPOR A.Ş. – ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.

19 Mayıs 2012 18.30 KONYASPOR – KASIMPAŞA A.Ş.

22 Mayıs 2012 18.30 ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. – ADANASPOR A.Ş.

23 Mayıs 2012 18.30 KASIMPAŞA A.Ş. – KONYASPOR

Karşılaşmalar TRT 1 ve TRT HD kanallarından canlı yayınlanacak. Eşleşmelerden galip gelen takımlar, tarafsız sahada tek maç eleme usulünde final müsabakası yapacak. 27 Mayıs Pazar günü oynanacak finali kazanan takım, Spor Toto Süper Lig’e yükselecek. Umuyoruz ki o takım Adanaspor olacak!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÖNDERİLER:

ben gideyim tom bekler

tom waits‘liğin yarısı nota ise diğer yarısı da balgamdır!

Örnek: Tom Waits – Misery is the River of the World :D


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÖNDERİLER:

  • Benzer Gönderi Yok

Akçakoca’da Sonbahar

1

Akçakoca’da sezon çoktan bitmişti. Tatilciler ilçeyi Ağustos sonunda boşaltmaya başlamıştı. Eylül’ün sonu gelmiş, ilçenin yüzü balık ve fındığa dönmüştü. Karadeniz bu, suyu Akdeniz’inki gibi albenili değildi ne de olsa. Ama mevsimlerini karıştırmış oldukları her hallerinden belli olan bir oğlan bir de kız balıkçı barınağına doğru gidiyordu. Oğlan biraz daha kendinden emin tavırlarla yürüyordu. Yakışıklı sayılmasa da eli yüzü düzgün tabir edilecek cinstendi. Sürekli etrafına bakınıyordu. Görgelgöz bir havası vardı. Tatil kasabasında her tarafta fındık gördüğüne biraz şaşırmış gibiydi. Mutluysa da duygularını dışa yansıtmıyordu. Keyfi yerinde olan kız ise biraz tombul olmakla birlikte ‘karabiber gibi’ terimine layık hoş bir kızdı. Sevgilisiyle ilk kez bir tatile çıkmanın mutluluğu içerisindeydi. Üstelik ailesinin Ege kıyılarında bir yazlığı olmasının bedeli olarak çok gezmemişti. Yazları hep aynı yerde; küçükken çok keyifli büyüdükçe sıkıcı gelen yazlıklarında geçmişti.

Sessizliği ilk o bozdu:

- Yine Sekban Bey* birkaç Ankara ve İstanbul plakalı araba görüp rahatlamıştı. Biz onu da göremedik.

- Aman boşver. Bu havada buraya gelen akıllı bir tek biziz muhtemelen ama olsun Düzce’den sonraki yolun manzarası bile değer.

- Seninle bir haftasonunu birlikte geçirmek bana yeter canım. Ama denize de girebilsek fena olmazdı. Acaba yarına hava açar mı dersin?

- Vallahi meteoroloji durumu kötü gösteriyor. Hem ‘Karadeniz’in dalgaları başka olur’. “Sekban Bey’e özendin galiba ama biz onun gibi yürekli miyiz? Hem ben gülerek ölmeye de hazır değilim. Sen de değilsin bence hayatım.”

2

Sevgilisinin elini sıkıca tutarak bile mutlu olduğu her halinden belli olan kızın bu hayatım kelimesini duyunca gözleri parladı. Sıkıca sarıldı sevgilisine. Sarmaş dolaş yürümeye çalıştılar bir süre. Fakat etraftaki gözlerin bu durumu onaylamadığını fark edince yürüyüşlerini tekrar değiştirdiler.

El ele de tutuşmuyorlardı artık. Belki de Ramazan ayında olduklarını düşündüler bundan dolayı çekindiler ne de olsa hiç bilmedikleri bir bölgedeydiler. Oğlan yürürken birden gökyüzüne takıldı. Kuşlar göçüyordu yine bir yerlere. “Nasıl da böylesine uyumlu bir şekilde V düzeni ile uçuyorlar” diye düşündü. Biraz daha dikkatli bakınca V’yi bozanlar olduğunu fark etti. Gülümsedi. Ne özel kuşlardı o oyunbozanlar.

En son ne zaman V’yi bozduğunu düşündü. Hatırladı, çılgın bir yağmur yağıyordu, herkes bir yerlere sığınmıştı ya da kaldırımın apartman yanlarındaki üstü kapalı yerlerinde yürüyordu. O ise şemsiyesini açıp tek başına rahatça yürümeyi tercih etmişti. Bu anıyı yeterli bulmadı. Keyfi kaçtı. Daha fazlası olmalıydı. “Şunlar kadar olamadım” diye mırıldandı. Kız “efendim” der gibi baktı. Oğlan da önemli bir şey olmadığını belirten gözlerle kıza baktı. Ama kızın bundan hoşlanmadığını fark etmedi. Kız, “yine önemsenmedim” dedi içinden. Ne vardı bu çocuğun iç dünyasında biraz daha açsa kendini dışarı ne kaybederdi.

3

Yürüyerek balıkçıların olduğu yere gelmişlerdi. Balıkçılara, isimlerine göz attılar. Mustafa’nın Yeri’ni tercih ettiler.

- Açık mısınız?

- Tabi tabi, buyurun abisi.

Yerlerine oturdular. Bir porsiyon hamsi bir porsiyon da mezgit söylediler. Balıkçının yanında üç adam balık temizliyorlardı. Yanlarına da üç kedi ilişmiş paylarına düşeni bekliyordu. Salata ve mısır ununda yapılmış ekmek geldi. Yemeğin kendisi gelmiş gibi üşüştüler salataya. Balıkçıları bekleyenlerin haricinde dört kedi de etraflarındaki yerini aldı. Yolun karşısında da üç kedi güneş banyosu yapıyordu. “3-4-3” diye mırıldandı oğlan biraz da gülümseyerek. Tam on kedi! Suratsız bir İran kedisi dışında hiçbirinin belli başlı bir cinsi yoktu. Renkler de çeşit çeşitti. Gri, siyah-beyaz, turuncu, simsiyah, hemen her tarafı beyaz ama kafasının yarısı siyah… Kız karşı kaldırımdaki kedilerden birine dikkat çekti. Diğerleri gibi kendini bütünüyle güneşe koyuvermemişti bu. Sağ koluyla gözlerini kapatmıştı. İki kapak yetmemişti anlaşılan. Kız:

- Aşkım, bu senin gibi yatıyo aynı, dedi.Gülüştüler.

Bir araba yanaştı. İçinden çıkan kadın:

- Mustafa Abi araba burada biraz kalsın az bi işim var, dedi. Oğlan gülümsedi yine, “hakikatten Mustafa Abi’nin yeriymiş” der gibiydi. Kadınla selamlaştıktan sonra içeri girdi Mustafa Abi. Bu sefer de kız gülümsedi. “Yemeklerin gelmesine de az kaldı” dedi içinden. Yemekler geldiğinde olacaklardan habersizce sevindi. Mustafa Abi yemeklerle göründü:

- Abisi çay demlemedik de yemekten sonra isterseniz sizin için demleyelim. Tabii biraz zaman alır. İsterseniz poşet çay da var, dedi.

- Poşet bize yeter abi sağolasın, dedi oğlan kızın fikrini bile sormadan.

4

Gençlerin yemeklerine başlamasıyla eşzamanlı olarak taarruz da gerçeklemeye başladı. İran kedisi hariç diğerleri etraflarında dört dönüyordu. Derken kafasının yarısı siyah olan masaya uzandı ama kızın çığlı ile geriledi.

- Tatlım bir şey yapmaz korkma, dedi oğlan. Kediler masanın altına giriyor, bir anda çıkıp şok saldırılar gerçekleştiriyorlardı. Oğlan da rahatsız olmaya başladı ama o kadar acıkmıştı ki şikayet etmedi. Mustafa Abi de durumdan hoşlanmadı. Birkaç kere İran kedisi dışındakileri kovaladı. En son dayanamadı:

- Ah be Faço hep senin yüzünden. Ne sahipleniyosun şu kedileri?

- Bir tek bu sizin, dedi oğlan.

- Evet ama her yıl başka bir kediyi sahipleniyo, onlar da buralardan ayrılmıyor böyle rahatsız ediyo insanları.

- Ne yapalım abi, balık olan yerde kedi de oluyo.

Nedense kızın tarafında taarruzlar sıklaşmıştı ki oğlan yer değiştirmeyi teklif etti. Kız, biraz rahatladı. Ama o kadar çok korkmuştu ki yandan hızlıca geçen bir siyah kediyi görünce düşük sesli bir çığlık daha attı. Mustafa Abi yerinden kalktı, içeri gitti. Kediler taarruzu bırakmışlardı ama hala mevziilerindeydiler. Üzerlerine doğru koşturmadıkça kaçmıyorlardı. Öyle el hareketiyle ‘pist’ yapmak hiçbir işe yaramıyordu. Mustafa Abi’nin elinde bir şişe su gördü oğlan, şaşırdı. Sonra suyun kedileri kaçırmak için bir yol olduğunu görünce şaşkınlığı geçti. Kedilerden biri –gri olanı- isabet almıştı. Alanı derhal terk etti. Diğerleri de –Faço hariç- kısa süreliğine kaçtı ama geri döndüler. Gri kedi ise bu savaşı bıraktı. “Aman” dedi içinden “bunlarla mı uğraşılır, birazdan balıkçılar döner, daha fazlasını bulurum”.

Bir süreliğine rahat eden gençlerin rahatı yine kaçtı. En inanılmazı gerçekleşti, sakin sakin askerlerini izleyen Faço da saldırıya geçti. Masaya ellerini koydu ama Mustafa Abi’nin sesiyle tekrar yerine döndü. İşin ilginci yemeye dalan oğlanın yanında gerçekleşen taarruzu oğlan fark etmemişti bile. Ama kızın gözünden bir şey kaçmıyordu. Çığlığı söylemeye bile gerek yok. Artık yemek bitmek üzereydi. Ama kediler vazgeçmiyordu; hemen her tarafı beyaz ama kafasının yarısı siyah olan kedi kızın oradan bir taarruz daha gerçekleştirdi. Kız bu sefer gerçek bir çığlık attı. Mustafa Abi de hiddetlendi. Kalktı ayağa. Kediye hızlıca yaklaştı. Oğlanın ‘yapma’ diyen bakışlarına aldırmadan kedinin karnına sıkı bir tekme patlattı. Gülümseyerek yerine döndü. Kız ise attığı çığlığın sebep olduğu duruma üzüldü. Yarım metre kadar havalanan kedi birkaç metre ileriye ‘dört ayaküstüne’ düştükten sonra hızla olay mahallini terk etti. Bu sırada gökten üç surat düştü:

Pişman, kızgın ve gururlu.

m.e.
01.04.2009


* Haldun Taner’in Gülerek Ölmek isimli öyküsünde Ankaralı Sekban Bey sonbahar’da Akçakoca’ya gelmiş ve yüksek dalgalara rağmen denize girme konusunda inat etmiş ve boğulma tehlikesi geçirmiştir. y.n.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÖNDERİLER:

sabah sohbeti

sabah sohbeti

+ Hayatımda ters giden bir şeyler var !

 -      Hepimizin öyle …

 + Sabahları çok erken uyanıyorum

 -      Bazı sabahlar ben de erken uyanırım

 + Gözümü açar açmaz masa üzerindeki boş şişeleri görüyorum

 -      Geçen yılbaşında biz de çok içmiştik

 + Önceki geceden kalma çerezleri yiyorum kahvaltı niyetine

 -      Haklısın , sabahları benim canım da pek bişe çekmez

 + Doğan güneş beni ısıtmıyor

 -      Aman dikkat et , havaların şakası yok

 + Her sabah sonu belli olmayan yolculuklara çıkmak istiyorum

 -      Ne güzel ! Benim hobilerimden biridir seyahat

 + Yalnızlık benim eski sevgilim

 -      Ay dur , kim söylüyordu o şarkıyı ? Hatırlayacağım …

 + Saat kaç oldu acaba ?

 -      Boşver canım zamanı ayarlamak senin elinde

 + Şöyle ucuza , hem de bol bişeler yesek …

 -      Yüksel caddesinde harika bir salad bar açıldı

 + Aysel git başımdan seni seviyorum

 -      Aysel kim ? Ex-girlfriend-in mi !

 + Bira almaya gidiyorum bir şey istiyormusun ?

 -      Yapma bu saatte mi ! Hayatında ters giden bir şeyler mi var ? Benimle paylaşabilirsin

:D

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÖNDERİLER: